YAŞANTI PAYLAŞIM MERKEZİ

 

         Çalışmalarımızla İlgili Geri Bildirimler:

       

2011-2012  Ders Yılı Faaliyetleri
 
4 Aralık 2011
Ankara Gezisi 
 

ANKARA GEZİSİ

Yaklaşık 10 yıldır Ankara’da yaşamama rağmen yaşadığım şehri gezip tanımamanın utancından kurtulmuş bulunmaktayımJBunun nedeni ne Ankara’yı gezmeyi istememem ne vaktimin olmaması..Bunun nedeni Ankara’yı gezdirecek birisinin olmamasıydı..YPM ile böyle bir fırsatı yakaladım ve kaçırmadığım için çok mutluyum…

Geziye ilk olarak Mamak Çöplüğünden başladık..Hakkında bugüne kadar hiç iyi şeyler duymadığım ve açıkcası gitmeye de çok istekli olmadığım bir duraktı..Kokusunun Çankaya Köşkü’ne kadar geldiğini ve hatta Avrupa Birliğinin kaldırılması için ısrar ettiğini duymuştum..Fakat oraya gittiğimde hiç düşünmediğim bir manzara ile karşılaştım..Çöplük olarak nitelendirdiğimiz yer gelişmiş bir tesis olarak karşımıza çıktı..Mamak Çöplüğü değil Mamak Katı Atık ve Entegre Tesisleri olarak geçiyordu artık..İçerdeki çöplerin ayrışma sırasından tekrar kullanılabilir hale gelmesine kadar her adım düzenli ve özenli olarak planlanmış bir şekilde işliyordu..Benim aklımdaki çöplük;büyük bir çöp yığınının tepecikler halinde uzun bir alana yayılmış olması ve herkesin oraya çöp atması ve o çöplerin kaderine terk edilip doğaya karışması gibi bir şeydi..Gezide bize rehberlik eden hanımın ( bugün gezmiş olmamıza rağmen ismini bir türlü hatırlayamadım ) anlattığına göre eskiden orası gerçektende öyle bir yermiş..Yani eskiden orası gerçekten bir ‘çöplük’müş..Yapılan çalışmalar sonucu zamanla bu hale gelmiş..Öyle bir yeri bu hale getirebilen mühendislerimizi tebrik ediyorum..

Tesiste beni şaşırtan ikinci büyük durum ise rehberimizin kamerayı kapattırma nedeni oldu..Bütün o makinelerin işleyişi,tasarımı,üretimi tamamen Türk mühendislerine ait olması ve başka hiçbir yerde olmadığı için kameraya kayıt almamızı istemedi..Hayatta aklıma gelmezdi kendi mühendislerimizin yapacağı makineleri kullanacağımız…Kendi mühendislerimizin yapamayacağını düşündüğümden değil biz daha çok üretmek yerine ithal etmeye alıştığımız için bununda öyle olacağını düşünmüştüm..Böyle bir gelişme ufak çaplıda olsa çok önemli bence..

Tesiste beni asıl şaşırtan “Hadi canım yok artık!” dediğim durum ise seralardı..Birisi gelip çöplükte domates,çilek,yosun üretiyoruz dese güler geçerdim..Ama gözlerimle gördüm hatta o domateslerin tadına yarın bakacağız J Tesisteki ayrıştırma aşamaları sırasında çıkan enerji,Ankara’nın %2.5 enerjisine eşitmiş..Şaka gibi geliyor çöplük dediğim yerden ne kadar yararlanabilirmişiz aslında..Sonuç olarak yıllar önce etrafından geçilemeyen bir çöp yığının yakınlarına alışveriş merkezleri kuruluyor.Bu büyük değişikliğe bizzat şahit olduğum için çok mutluyum..

Not:Bu arada Tesisteki kuşlarda dikkatimi çekti..Korku filmlerindeki kuşları andırıyordu..Sığırcık kuşuymuş her kış göç ediyorlarmış..Nedenini merak ettim biraz araştıracağım umarım bulurum J

Gezimizin bir sonraki durağı 50.Yıl Kültür Parkı oldu..Ankara’yı izleyip beş dakika soluklanmak için gittik..hava sisli olduğu için pek bir şey göremedik ama en azından öğrenmiş oldum arada giderim kafa dinlemeye JBarış ve Ali’nin çocuk parkında bizi güldürmesinden sonra yolumuza devam ettik..

Gezi planımızda sadece önünden geçeceğimiz Ulucanlar Kapalı Cezaevi Müzesine girme kararı aldık ve iyikide yaptık bunu..Kitaplardan-gazetelerden okumakla,filmlerde izlemekten çok daha farklı bir duyguydu orası..Oraya gidip o dar tünellerden geçmek,o tabutluk olarak nitelendirilen koğuşların,tecrit odalarının,zindanların..vs içine girip o havayı solumak gerçekten çok farklı..Sanki o dönemde orada yaşıyormuş hissi veriyordu..Yani her ne kadar tam olarak anlamasam da o dönemin mahkumlarının neler hissettiğini,o yazılan şarkıların,şiirlerin anlamını şimdi daha iyi anlayabiliyorum..

Suçu sadece düşünmek olan insanları cezalandırmak ne saçma bir şey…Cezalandırmak bile yetmeyip onların canını almak…

Mahkumların cezaevi sokaklarına isim vermesi çok ilgimi çekti..Hatta bazı koğuşlara bile isim vermişlerdi..Balmumu heykeller aslını aratmıyordu adeta.Mahkumların yüz ifadesinden o dönemin kıyafetine kadar her türü detayı barındırıyordu..Cezaevinde beni en çok etkileyen kısım ise tecrit koğuşlarının olduğu o dar,soğuk ve karanlık yoldu..Oradan geçerken mahkumların bağırışları,ağlayışları,kendi hikayelerini anlatmaları,gerçeğinden cok küçük olmasına rağmen fareler gibi unsurların hepsi bana o dönemi hissettirdi içimde..Hep duymuşumdur cezaevi şarkılarında veya şiirlerinde veya yazılarında fare muhabbetini ama hiç anlayamamıştım basit bir farenin ne kadar zararı olabilir ki diye.Rehberimiz anlatınca öğrendim..O tecrit koğuşlarında haftalarca hatta aylarca kalanlar varmış..Mahkum uyurken fareler mahkumların parmaklarını,kulaklarını kemiriyorlarmış..Tecritten sonra zindanları görünce daha kötü oldum..Tecrit zindanın yanında lüks bile kalıyordu…

Tanıdığım birçok ünlü kişinin orada kaldığını öğrendim..Ben daha çok Deniz Gezmiş ve Yılmaz Güney için merak ediyordum ama Ecevit’ten birçok tanıdık isime rastladım..Gitmeden önce yaptığım araştırmalar sonucu en çok merak ettiğim bölüm ise 6.koğuş olarak bilinen,mahkumların özel eşyalarının sergilendiği yerdi..Mahkumların özel eşyaları bir şekilde içimde onlarla bir yakınlık hissettirdi nedense… O zamanı o dönemi daha iyi anlayabilmemi sağlamıştı..Zaten oradaki her şey o dönemi hissettirebilmek için yapılmıştı..Duvarda okuduğum o dönemin bir gazete haberi hiç aklımdan çıkmadı..” Demokrasi Rekoru: Bir günde 50 gazeteci tutuklandı”..O yazıyı görünce kendi kendime dedim ki ‘o zamanki demokrasi anlayışımıza göre bu kadar masum insanın tutuklanması gayet normal’.. Gerçi günümüzde de televizyon kanallarının basılması,gazetecilerin tutuklanması gibi olaylar olmuyor değil ya neyse..

Hamamı,berberi,ilginç sokak ve koğuş isimleriyle dolu cezaevinde son durağımız darağacı oldu..Birçok masum insanın canını alan o lanet icat..Hiç aklımda yoktu onu göreceğimiz..gezi bitti sanıp çıkışa doğru giderken hemen çıkışın kenarına koymuşlar..Görür görmez birden tüylerim ürperdi..Biraz hayal gücüyle idam edilen insanların idam ediliş sahneleri canlandı gözümde…Neden bilmiyorum ama sabahtan beri büyük bir merak ve mutlulukla gezdiğim bu yerden biran önce çıkasım geldi..Biraz sonrada istediğim oldu çıktık..

Ankara Kalesi’nin yanından geçtik..İçinde biraz duracağız diye biliyordum ama durmadık..Orası da çok merak ettiğim bir yerdi..Neyse artık başka seferlere JKaleden dönüşte Arap Ali Bey’e hediye aldık..Ali Bey’in kahvesine gittik..Gürültü nedeniyle Ali Bey’in konuşmasını fazla duyamadık ama duyabildiğim ve görebildiğim kadarıyla çok babacan bir insandı..Merkeze çağırıp orda bir söyleşi yapma fikrini Belkıs Abla ve arkadaşlara söylemeyi düşünüyorum umarım olur J

Sonraki durağımız Keçiören akvaryum oldu..Yolda gelirken teleferiğin gereksizliğinden konuştukJ Akvaryum düşündüğüm kadar büyük ve geniş çaplı bi akvaryum değildi..Aklıma hep Amerikan filmlerindeki akvaryumlar gelmişti..Burayı görünce hayal kırıklığı yaşadım zaten L Yinede balık çeşitlerini görmek fena olmadı..Ufak timsah bile gördüm JAtatürk Köşk’üne,Vehbi Koç Köşk’üne bakıp geçtik..Daha sonra üniversitelerin yolunu tuttuk ben zaten hepsini gezdiğim için bir değişiklik olmadı amaaa Bilkent’te Altın Köşk’ü görünce dondum kaldım..Böylesine inanılmaz güzellikteki bir yapının daha dışında bu kadar hayretlere düşmüşken içinde ne olurum acaba hiç bilmiyorum J

Sonuç olarak çok eğlenceli ve güzel bir gezi geçirdim..Çok fazla yeni şey öğrendim..Gezinin bana kattıkları kısaca;

-Ankara’nın isminin nerden gelişini öğrendim

-Ankara’da güzel,seçkin yerler/insanlar olabildiği gibi tam tersinin de olduğunu gördüm

-Yaşadığım şehir hakkında daha fazla bilgiye sahip oldum

-Çöpler sadece atılmaz doğru kullanılırsa yararlı olabilirmiş

-Bazı şeyleri/yerleri okuyup izlemektense gidip görmenin o yazılan yazıları daha iyi anlayabilme olanağı sağladığını gördüm

-Bu ülkenin bu hale gelebilmesi için insanların neler çektiğini adeta hissettim

-Ankara’nın çirkinliklerinin yanı sıra güzelliklerle dolu bir şehir olduğunu fark ettim..

05.12.2011

Kadir ERDOĞAN

 

 

 

 

 

2009-2010 Ders Yılı   Değerlendirmeleri:

 

Erdi(Hacettepe Üniversitesi, Tarih Bölümü 1.sınıf öğrencisi): Hiçbirşeyi önemsemeyip günü yaşarken hayatı önemsemeyi öğrendim.

Sorumluluk almayı,zamanında olmam gereken yerde olmayı öğrendim.

Fikir alışverişi yaparken kendi fikirlerimi oluşturabiliyorum.

Fazla kitap okumazdım, ama kütüphane bana okuma sevgisi aşıladı.

Hiçbir işten kaçılmayacağını öğrendim.

Söyleşiler bana çok şey öğretti. Özellikle ‘Sofra Adabı’ ile ilgili olan…

Önceleri ben ‘tartışma’yı ‘kavga’ sanırdım.

Esra(Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisi 2. sınıf)

Tanımadığım insanlarla diyaloğum gelişti.

Aldığım görevler heyecanımı yenmemi sağladı.

Çocuklarla çalışırken kendimi gördüm. Bana ‘öğretmenim’

Dediklerinde kendime güvenim geliyor.

Tiyatroya,operaya,baleye hiç gitmemiştim. İlk kez gittim çok sevdim ve tiyatroya merak sardım.

Farklı meslekten insanlarla tanışmak bilgilendirici oldu, hayatın toz  pembe olmadığını anladım.

Edebiyat konusunda benden büyük sınıfta olanlardan destek aldım.

Çevre edindim.

Gazete okuma fırsatı buluyorum.

Kültürel etkinliklerden haberim oldu.

Gözümüzde büyüttüğümüz işlerin aslında kolay yürüdüğünü,kolay olduğunu sandığımız şeylerin emek istediğini fark ettim.

Yazabildiğimi fark ettim.

Burada farklı görüşte insanlar bir çatı altında,hoşgörü ile çalışıyor.

Başkaları için çıkarsız, gönüllü olarak çalışmanın ne demek olduğunu anladım.

Düzen ve tertibin hayatı kolaylaştırdığını gördüm.

Gezilere gitmek isterim.

Özel tiyatrolara da gitmek isterim.

Ahmet(Açık Öğretim Fakültesi Sosyal Hizmetler Bölümü 1.sınıf öğrencisi?

Burada kazanımlarım; düzenli olmak,paylaşmak,yardımlaşmak,kurallara uymanın önemli olduğu,yeni arkadaşlar tanımanın güzelliğini hissetmek…

Bir de kendine güvenmek çok kitap okumakla oluyormuş…

Yeşim(Atılım Üniversitesi İktisat Bölümü 2.sınıf burslu öğrencisi)

Sorumluluk almayı seviyorum,iletişim dili güzel,günümüz boş geçmiyor,sosyal açıdan verimli…

Buket(Gazi Üniversitesi Tarih Bölümü 4. sınıf öğrencisi)

Düzensizdim,düzene girmeye başladım.

İş paylaşımında sorumluluk almayı öğrendim.

Kardeşime ilgim fazlalaştı,onunla daha iyi çalışabiliyorum.

Buradaki küçüklerle çalışma sonucu kardeşime daha çok sabır gösteriyorum.

Arkadaş ilişkilerinde daha esnek olabiliyorum.

Söyleşilerden çok şey öğrendim.

Hazel(Ankara Üniversitesi Ziraat fakültesi Ziraat Mühendisliği 3.sınıf öğrencisi)

Tanımadığım kişilerle birlikte olmayı, arkamdakini düşünmeyi,

program yapmayı öğrendim.

Küçüklerle daha iyi ilişkiler kurabiliyorum.

İlk kez tiyatroya gittim.

İlk kez müzeye gittim.

Yaşlıları tanımak, söyleşiler bana çok şey öğretti…

Hazal(Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü 1.sınıf öğrencisi)

Sabahları artık erken kalkabiliyorum.

Sorumluluk almaya başladım.

Burası huzur bulduğum yer, birlikte yaptığımız sabah kahvaltılarından çok keyif alıyorum.

Yemek ve temizlik yapmayı öğreniyorum.

Söyleşiler sırasında bilgileniyorum.

Artık plan yapabiliyorum.

Necmiye(Ankara Üniversitesi DTCF Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 1.sınıf öğrencisi)

Biraz daha sosyal oldum, çevre edindim, Ankara’yı tanıdım.

Çocuklarla çalışırken bilgi aktarmayı öğrendim.

İlk kez opera, bale izledim. Devlet Tiyatrosuna gitme fırsatım oldu. İlk kez bu kadar çok sinema izleme fırsatım oldu.

Yemek alışkanlıklarım düzeldi.

Söyleşilerden birçok bilmediğim konuda bilgi edindim.

İş paylaşımı, organizasyon konularında geliştim.

Çocuklarla yaptığımız gezilerde sorumluluk almak beni mutlu ediyor.

Öğretmen olmayı çok istiyorum.

Burçin(Hacettepe Üniversitesi Psikoloji 4.sınıf öğrencisi)

Derli toplu bir hayatım oldu, düşüncelerim düzene girdi.

Yaptığım işlerde devamlılık var artık…

Duygusal olarak aidiyet hissediyorum, burası bana yuva gibi…

Kültür ve sanat faaliyetleri hayat duruşumu etkiledi.

‘Gönüllü Torun’ çalışması sırasında tanıştığım yaşlılardan öğrendiklerimle yurt dışına merakım arttı.

Güzel dostluklarım oldu.

Birebir sohbetler kendimi daha iyi ifade etmemi sağladı.

Çevre edindim ve edindiğim çevre ile ilişkilerimi sürdürebiliyorum.

Geçen zamanı küçüklerle ve engellilerle çalışarak yararlı verimli hale dönüştürebiliyorum.

Yabancı dilimi geliştirdim.

Hasan(Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı 4.sınıf öğrencisi)

Kurallı, planlı,düzenli yaşamayı,sorumluluklarımın bilincinde olmayı öğrendim.

Herkes burada eşit. Farklı kültürden insanları tanıdıkça hayata bakış açım değişti.

Toplum içinde davranış kuralları öğrendim.

Çalışmalar sırasında elimi taşın altına koymayı, birlikte çalışmayı öğrendim.

İlk kez tiyatroya gittim. Sinemanın önemini anladım.

Gezilerimiz yararlı oldu; Rahmi Koç Müzesi, Ankara Kalesi gibi…

Gönüllü Torun çalışması ile yaşlılarla paylaşım benim için kazanım oldu.

Küçük öğrencilerle çalışmak kendime olan güvenimi arttırdı.

Öğretmen olacağım için mutlu oldum.

Burcu(Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü1.sınıf öğrencisi)

İnsanlara karşı davranışımda empati geliştirdim.

Çocuklarla çalışırken faydalı olduğumu hissediyorum.

Artık boş duramıyorum.

Daha çok okuyorum. Kütüphane beni okumaya yönlendiriyor.

TV izlemek bana yararsız geliyor. Vaktimi yararlı şeyler yaparak geçirmek istiyorum.

Farklı farklı farklı insanlarla tanıştım, arkadaşlık kurmaktaki çekingenliğimi yendim.

Murat(Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ziraat Mühendisliği 3.sınıf öğrencisi)

Yeni insanlarla tanışırken iletişim konusunda rahatladım.

Planlama konusunda geliştim.

Bildiklerimi anlatmaktan keyif alıyorum.

Yemek yapmayı öğreniyorum.

Tiyatro,sinema ve sosyal etkinliklerin öneminin farkına vardım.

İçtenlikli sohbetler yapıyoruz.

 

 

 

 


SÖYLEŞİ VE GEZİLERDEN GERİ BİLDİRİMLER: 

 

 

Şevki Bey; tanımlaması “Harika İnsan” olur. Hayatı, yaşadıkları, yaşama sevinci herkese ders verecek nitelikte… Şevki Bey’in çok şaşırdığım ve çok beğendiğim yönü anlattıkları karşısında herkesin gözleri dolarken, boğazı düğümlenirken onun bu olayları tebessümle anlatması. Ailesine karşı hiçbir tepkisinin olmaması yaşadığı olumsuzlukların açıklamasını yapabilmesi gerçekten çok şaşırtıcıydı. Konuşması, anlatımı, hayatı sınıflandırması, çocuğuna ve topluma bakışı çok güzeldi. Bu konuşmalardan anladım ki Şevki Dinçal satılması için değil okunması için kitap yazıyor.

 

A.    Hazel Süleymano ğ lu

 

 

Psikoloğumuz Sait Bey’e biz çevremizdeki çocuklar ve kendi çocukluğumuzla ilgili merak ettiğimiz bütün soruları sorduk. Oda anlayabileceğimizin en iyi haliyle bize anlattı. Söyleşiyi çok beğendim, gün içindeki ikinci söyleşimiz olmasına rağmen hepimiz dikkatle ve içtenlikle Sait Bey’i dinledik.

 

A.    Hazel Süleymano ğ lu

 

  Bir yazarla ilk defa tanıştım. Benim için güzel bir duyguydu. Kitabını daha bitiremedim. Ama geldiğim yere kadar söyleyeyim. Hayatı çok üzücü ve sıkıntılıymış. Kitapta çok güzel anlatmış yaşadıklarını ve o günlerden böyle bir mesleğe gelmesi bende azim ve kararlılık duygusu uyandırdı. Şimdi hayatında kimseye küs ve kızgın durmaması beni çok şaşırttı. Çünkü insanlar kendi tabirleriyle çok sudan sebeplerden küskünlükleri bir ömür gittiği için… Şevki Bey insanın kendine örnek alabileceği bir insan olabilir. Kendini çok iyi bir şekilde karşısındaki kişiye ifade edebiliyor.

 

Sevil Aksoy

 

 

Cumartesi günü katılmış olduğum Şevki Dinçal söyleşisinden çok memnuniyet duydum. Kitabını okuduğum zaman kimseye nefret duymaması, her şeyi olmamış gibi düşünüp affetme duygusunu geliştirmesi çok dikkatimi çekti. ‘Neden’ dedim kendi kendime. Söyleşi sırasında bunu ben sormadan açıklaması aslında Şevki Dinçal’ın bugünlere bu kadar özgüvenle nasıl geldiğini çok iyi anlatıyor. Kardeşiyle olan bağları beni çok mutlu etti. Ne mutlu dedim bu kadar şey yaşamalarına rağmen hala sırtsırtalar. Şevki Dinçal’ın söylediği daha doğrusu öneride bulunduğu bir söz beni düşündürdü. ‘Yazın’ dedi. ‘İçinizdekileri bir şekilde yazın. Gençsiniz’ dedi. O kadar haklıydı ki! Aslında yaşadığımız sorunların tek sebebi içimizdekini ifade edemememiz. Bu söyleşinin bana verdiği en büyük ders şu: Kimseye nefret duymamalıyız ne olursa olsun. Karşımızdakini ne pahasına olursa olsun affetmeliyiz. Bir şeylerin, bir ağacın meyvesini yemek istiyorsak, ilk önce onu toprağa ekmek için çaba sarf etmeliyiz. Bir şeylerin mücadelesini verirsek, iyi sonuçlarını görürüz, İyi ki sizinle tanışma fırsatım oldu. Çok şey kattığını düşünüyorum herkese…

 

Elif Y ı ld ı r ı m

 

 

Şevki Bey yaşadığı olayları anlattığı itabı hakkında konuştuğu söyleşisinde bizle nasıl bugünkü durumuna geldiğini anlattı. Birçoğumuz için bir hayat dersi oldu diyebilirim. Çünkü ailesinden ayrılıp sokaklarda yatan bir insanın nasıl olup da Emniyet Müdürlüğüne yükseldiği çok ders verici bir hikayeydi. Gerek sabır, gerekse şükür ile nasıl zorluklara göğüs gerilebileceğini görmüş olduk. Okunan kitabın ne türlü olursa olsun insana nasıl   yarar sağladığını anladık. Şevki Bey gibi bir yazar ve hayat adamıyla tanışmak benim için büyük bir zevkti.

 

 Murat Pehlivan

 

Sait Bey çok efendi bir o kadarda cana yakın bilgilerini bizimle paylaşmaktan hiç çekinmeyen bir hocamızdı. Çocukların küçüklüğünde karşılaştığı sorunlar hakkında genel bir bilgimiz oldu. Çocuklara karşı nasıl davranmam gerektiğini artık daha iyi biliyorum. 16 yaşa kadar çocuğun muhakeme yeteneğinin tam olarak gelişmediğini öğrendim ve o yaşa kadar bilgisayar başında kalmanın sınırlı hale getirilmesi gerektiğini ve cep telefonunun ise o yaşa kadar hiç verilmemesi gerektiğini öğrendim. Bu bilgilerin ilerde bir çocuğa sahip olduğumuzda nasıl davranılması gerektiğini öğrenmek bir ebeveyn olarak daha iyi bir şekilde çocuk yetiştirme olanağı verdiğine inanıyorum.

 

Murat Pehlivan

 

 

Söyleşideki beni en çok etkileyen şey Şevki Bey ve kardeşindeki gönül rahatlığıdır. O kadar çok şey yaşamalarına rağmen hayatlarındaki bütün olumsuzlukları affedip içlerinde nefret denilen kötü duyguya yer vermemişler. O yüzden şu an gayet mutlu, huzurlu bir iç dünyaları var. Söyleşide ilgimi çeken ikinci olay ise iki kardeşinde kendilerine duydukları özgüvendir. Şu anki hayatlarını kendileri tek başlarına kazandıkları için işlerinde hiçbir şekilde kaybetme korkuları yok. Her türlü zorlukla başa çıkabilecek kadar güçlü bir yapıları var. Bu yüzden de meslek hayatlarında kimseye riyakârlık yapmadan kendi doğrularını uygulayıp başarılı oluyorlar.

 

 Necmiye Kelemci

 

 

Şevki Dinçal ile söyleşimiz oldukça verimli ve güzel geçti. Şevki Dinçal’ın “İçimizdeki Yarın” kitabını okumuştum. O kitaptan oldukça etkilenen bir insan olarak merak etmiştim. Şevki Bey’i. kitabında da anlattığı gibi bu kadar serüven yaşayan bir insanın nasıl olup da hala hayata bu kadar umutla ve güleryüzle baktığına şaşmıştım doğrusu. Dile getirdiği mesajlar ve söyleşide bizlere örnekleriyle verdiği kısa hikâyeler beni oldukça etkiledi. Ben en çok onun hayata karşı sabır, şükür ve başarı üçlemesini ve onun mücadeleci, insan ilişkilerindeki sevecen, bağışlayıcı tarafını sevdim. Bunları da kendime örnek aldım. Söyleşinin herkese bir şeyler kazandırdığını umuyorum.

 

 Hasan Sar ı gül

 

 

Günlerden Cumartesi günü idi. O gün o kadar heyecanlıydık ki, çünkü ilk kez bir yazarla karşı karşıya gelecektim. Şevki Dinçal’ın nasıl bir kişi olduğu, neden bu kitabı yazma gereksinimi duyduğu gibi aklımdan çok fazla soru üretiyordum. Neyse ki Şevki Dinçal’la karşı karşıya geldik. Aklımdan geçen soruları sormak için sabırsızlanıyor ve vücudum heyecandan tir tir titriyordu. Kısa bir sürelik tanışmadan sonra sohbet etmeye başladık. Söyleşide çok kalabalıktık en az öğretmenlerim kadar Şevki Dinçal’la sohbet etmek istiyordum. Ben Şevki Dinçal’a önce, “Neden bu kitapta daha çok hayatta çektiğiniz zorluklardan bahsettiniz?” Diye sordum. Şevki Dinçal:

“İnsanların, hayatın zorlukları ile karşılaşıp hayatta ne amaçla yaşadığımızı hatırlayıp anlamaları için” dedi. Sohbetimizde daha çok Şevki Dinçal sabretmenin şükretmek olduğu ve hayatta kazandıklarımızla yetinmemizin, daha fazlasını istemek için isyan etmememiz hakkında söyledikleri sözler ile ben, arkadaşlarım ve öğretmenlerim çok duygulandık. Yani açıkçası o günün benim için ayrı bir önemi var.

 

Veysel Aykut(12 ya Ş Inda)

 

 

Bu söyleşide ben hayatın bir sınav olduğunu bu sınavı da en iyi şekilde bitirmemiz gerektiğini anladım. Aslına baktığımızda Şevki Dinçal’ın söylediğine göre bu dünyada kendi kaderimizi kendimiz oluşturduğumuz ve ne kadar sabreder ve şükredersek kendi irademizi o kadar iyi geliştirir ve affetme duygusunu ön plana çıkarırız. Her şeyi her zaman başkalarının elinden değil, kendimiz çalışarak, alın teri dökerek halletmemiz gerekir. Başkalarının gözünde asla kendimizi istememeliyiz. Aslında Şevki Dinçal bu hayatı yürütmenin de kendi elimizde olduğunu söylemiştir. Ama ben bu söyleşiden şunu anladım: “Bu hayat her zaman bize bağlıdır.”

 

Naciye Baykan   (12 ya şı nda)

 

 

Bir insanın hayatını öğrenmek sizin için güzel bir olay mı yoksa kötü bir olay mı? Bence bir insanın hayatını öğrenmek herkes için çok güzeldir. Çünkü hem o insanın sorunlarına yardımcı olursunuz, hem de o kişiyle çok güzel bir dost olabilirsiniz.Ben bugüne kadar hiç kimsenin hayatını önemseyip ilgilenmezdim. Ama ilk defa çok güzel bir yazarın hayatını öğrendim. O da dostum kitap sayesinde… Bana hayat veren çok sevdiğim Yaşantı Paylaşım Merkezi, yazarımız Şevki Dinçal’ın kitabını vermişti. Kitabı bir hafta içinde bitirmiştim. Ama kitap yazarın hayatını anlatınca çok şaşırmıştım. Çünkü bu kitapta yazılan her bir söz benim için bir öğüt niteliğindeydi. Çok beğenmiştim. Bir, iki ay sonra merkezimizin kıymetli öğretmeni Belkıs Hanım Şevki Dinçal’ın buraya söyleşiye geleceğini söyledi. Gün gelip çattı, Şevki Dinçal söyleşiye geldi. Biraz sohbet ettikten sonra kitaplarımızı Şevki öğretmenimize imzalattık. Şevki öğretmen, kitaplarını imzaladıktan sonra öyle sözler söyledi ki bunların hepsi kulağıma küpe oldu. En güzeli de anne ve baba kıymetiyle ilgili idi . Bir de ağzından çıkan her kelime bizler için büyük bir hazineydi.

Şevki Dinçal’dan öğrendiğim en önemli şey ise sabreden ve şükreden insan her zaman için kazanandır.

 

Çi ğ dem Y ı lmaz  ( 12 ya şı nda)

 


 

AZ İ Z NES İ N' İ N DO Ğ UM GÜNÜ İ ZLEN İ MLER İ ... 26.12.2009

BURÇ İ N ANLATIYOR;

İstanbul seyehati benim için farklı, yorgun ve azcık da çakırkeyif geçti.(bunu yazmasa mıydım acaba J )

Aziz Nesin’in 94. doğum gününü kutladığımız Nesin vakfının yemeği hakkındaki izlenimlerim genel anlamıyla olumlu. Vakıf yemeği Ataköy Marina’daVaran’s restoranda yapıldı. Vakıftan bekleneceği üzere mütavazı ve sıcak bir yerdi. Vakıf sekreteri Özgür Hanım bizi çok samimi karşıladı ve ağırladı. Kendisine çok teşekkür ediyorum. Ali Nesin ile tanışma fırsatımız oldu. Merkezimizi tanıttık ve kendisinden Aziz Nesin’in kitaplarından merkezimin kütüphanesine bağış yapmasını istedik. İsteğimizi kabul etti. Gecede Bahçeşehir Üniversitesi öğrencilerinin Aziz Nesin ve Nesin Vakfı ile ilgili belgeselini izledik. Sonra çok güzel bir müzik dinletisi başladı. Herkes oynadı. Barış bile! J Gecenin ilerleyen saatlerinde Ali Nesin vakıf başkanlığını vakıf öğrencilerinden Süleyman’a devrettiğini açıkladı. Bence çok anlamlı bir davranıştı. Aziz Nesin’in yaşgünü pastası kesildi. Çekiliş yapıldı. Çekiliş için vakıf öğrencileri üzerinde numaralar olan ve yapılması koca bir gün süren kurabiyelerden sattılar. Bizim numaralara hiçbir şeycik çıkmadı. Aziz Nesin’in elyazması yazılar çıksa ne güzel olurdu. Çekilişte vakfın kendi ürünleri hediye olarak verildi.(reçel,yoğurt,marmelat…) Barışla birlikte vakfın yeni başkanı Süleyman ile tanıştık. Merkezimizi tanıttık. Ankara’da üniversite okuyan öğrencilerinin merkezimize gelebileceği birlikte sinemalara,tiyatrolara gidebileceğimiz söyledik. J Buradaki öğrencilere iletecekmiş. Ayrıca kendisine Barış’ın ve benim cep telefonu numaralarımızı verdik. Merkezimize bağışlanmasını istediğimiz    kitaplarla ilgili dileğimizi ona da ilettik.

Gece hakkında olumsuz bir eleştirim var. Aziz Nesin’in doğum gününün bir yemekle kutlanılmasındansa küçük bir sempozyum ya da seminer şeklinde kutlanması çok daha anlamlı olurdu. Ya da Nesin Vakfı’nın çeşitli konularda sempozyumlar düzenlemesi onlara bir öneri olarak sunulabilir. Belki de yapıyorlardır da biz duymuyoruzdur. J

İstanbul gezisiyle ilgili söylemeden edemeyeceğim bir şey var: Barış’ın amcası Bayram Kapucu ve yengesi    çok harika insanlar. Onları tanımış olmak beni çok mutlu etti. Misafirperverlikleri için onlara çok teşekkür ediyorum.

 

                                                                                                            BARI Ş ANLATIYOR;

Aziz Nesin’in 94. yaş gününü kutlamak amacıyla Nesin Vakfı’nın organize etmiş olduğu toplantıya Nesin Vakfı’nın davetlisi olarak Burçin ile beraber gittik.  

           Saat 19:30’da başlayan kutlamaya İstanbul trafiği sayesinde 20 dakika sonra katılabildik. Bizim bu kutlamaya katılabilmemiz için büyük çaba harcayan Sayın Bayram Kapucu’ ya (amcama) ve Nesin Vakfı’nın Halkla İlişkiler Müdürü Özgür Hanım’a bize olan yardımlarından dolayı çok teşekkür ediyorum. Kutlamada ilk olarak Bahçeşehir Üniversitesinin hazırlamış olduğu Aziz Nesin ile ilgili bir belgesel izledik. Ali Nesin bir konuşmasını dinledik. Sonra Ali Nesin Vakıf Yöneticiliğini yine vakıf öğrencilerinden Süleyman’a bıraktı. Bu çok anlamlı bir davranıştı. Kısa bir yemek servisinden sonra Boğaziçi Gösteri Topluluğu ve Kardeş Türkülerin solisti Feryal Öney’in o muhteşem müzik ziyafetinden sonra kutlama tüm hızıyla devam etti. Ali Nesin ile tanışma imkânımız oldu. Ali Nesine Yaşantı Paylaşım Merkezinden bahsettik. Aziz Nesinin ve kendisinin kitaplarından merkezimize bağış olarak kitap talebinde bulunduk ve olumlu yanıt aldık. İlerleyen saatlerde Nesin Vakfının yeni yöneticisi Süleyman ile tanıştık. Merkezimizden bahsettik. Anakara’da okuyan öğrencilerine sinema, tiyatro, opera, bale vb. faaliyetlerde yardımcı olabileceğimizi söyledik. Öğrencilerle iletişime geçeceğini söyledi. Süleyman da bize Nesin Vakfını kısaca bize tanıttı.  

           Benim bu kutlamadan beklentilerim biraz daha farklıydı. Ben edebiyat ve sanat camiasından ünlü kişilerin Aziz Nesin hakkındaki görüşlerini dile getiren kısa konuşmalar yapmalarını bekliyordum ama hiç konuşma yapılmadı. Çok eğlenceli bir kutlamaydı. İlerleyen saatlerde oyun havalarının da etkisiyle Burçin arkadaşımızı masada oturtmak zor oldu. Aziz Nesin gibi büyük bir yazarın yaş günü kutlamasına katıldığım için çok mutlu oldum. Nesin Vakfıyla iletişim kuran ve bize bugünü yaşatan Sayın Belkıs Güneş’e çok teşekkür ediyorum.  

ESK İŞ EH İ R GEZ İ S İ    

    07.08.2009 Cuma günü sabah saat 08:10 da Belkıs abla Enise hoca ve ben Belkıs ablanın arabasıyla Eskişehir’e gitmek üzere Ankara’dan hareket ettik. Sivrihisar’da bir çay ve simit molası verdikten sonra yolculuğumuza devam ettik. Ben bir genç olarak Belkıs ablanın araba kullanmasından hiç sıkılmadım. Çok yavaş ve çok dikkatli tam bir örnek sürücüdür. Yaklaşık 2,5 saatlik bir yolculuğun ardından Eskişehir’e geldik. İlk işimiz birkaç kişiye sorduktan sonra belediye binasını bulmak oldu. Bize yardımcı olmaları için basın-yayın ve halkla ilişkiler bölümüne gittik.   Belediye binasında biraz araştırma yaptık. Belediye başkanının sekreteri Müjgan hanımla biraz sohbet ettik. Yaşantı Paylaşım Merkezini tanıttık broşürlerimizden verdik. Eskişehir gezisi hakkında bize bilgi vermesi için bir rehber verdi. Rehberimiz geldi tanışma faslından sonra Eskişehir turumuz başladı. Önce rehberimiz arabada bize gezebileceğimiz yerler hakkında önbilgi verdi. İlk durağımız Odun Pazarı semtindeki restore edilmiş üç tane evin birleşiminden oluşan Çağdaş Cam Sanatları Müzesi oldu. Camdan yapılmış çok ilginç, beceri ve ustalık kokan eserler vardı. Müzenin bir özelliği de çocuk tiyatrosuyla aynı yerde olması… Çocuklar tiyatroya geldikleri zaman bu müzenin içinden geçmek zorundalar. Böylece çocuklara müze kavramı öğretilmektedir. Sonraki durağımız 2 Eylül caddesindeki Yunus Emre Kültür Merkezi’ndeki Lületaşı Müzesi oldu. Bu müzede lületaşından yapılmış çok ilginç eserler vardı ama benim en çok hoşuma giden pipolar oldu. Lületaşından yapılmış hediyelik eşya almak için Atlıhan El Sanatları Çarşısına gittik. Biraz alış verişten sonra şehir turumuza devam ettik. Sıradaki durağımız müzelerin en güzeli olan Anadolu Üniversitesi Cumhuriyet Tarihi Müzesiydi. Bu müzede Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün resimleri, kıyafetleri ve özel eşyaları vardı. Bu müzenin binası daha önceden askerlik şubesi olarak kullanılıyormuş. Belediye başkanı bu binayı müzeye dönüştürmüş.

07.08.2009 Cuma günü sabah saat 08:10 da Belkıs abla Enise hoca ve ben Belkıs ablanın arabasıyla Eskişehir’e gitmek üzere Ankara’dan hareket ettik. Sivrihisar’da bir çay ve simit molası verdikten sonra yolculuğumuza devam ettik. Ben bir genç olarak Belkıs ablanın araba kullanmasından hiç sıkılmadım. Çok yavaş ve çok dikkatli tam bir örnek sürücüdür. Yaklaşık 2,5 saatlik bir yolculuğun ardından Eskişehir’e geldik. İlk işimiz birkaç kişiye sorduktan sonra belediye binasını bulmak oldu. Bize yardımcı olmaları için basın-yayın ve halkla ilişkiler bölümüne gittik.   Belediye binasında biraz araştırma yaptık. Belediye başkanının sekreteri Müjgan hanımla biraz sohbet ettik. Yaşantı Paylaşım Merkezini tanıttık broşürlerimizden verdik. Eskişehir gezisi hakkında bize bilgi vermesi için bir rehber verdi. Rehberimiz geldi tanışma faslından sonra Eskişehir turumuz başladı. Önce rehberimiz arabada bize gezebileceğimiz yerler hakkında önbilgi verdi. İlk durağımız Odun Pazarı semtindeki restore edilmiş üç tane evin birleşiminden oluşan Çağdaş Cam Sanatları Müzesi oldu. Camdan yapılmış çok ilginç, beceri ve ustalık kokan eserler vardı. Müzenin bir özelliği de çocuk tiyatrosuyla aynı yerde olması… Çocuklar tiyatroya geldikleri zaman bu müzenin içinden geçmek zorundalar. Böylece çocuklara müze kavramı öğretilmektedir. Sonraki durağımız 2 Eylül caddesindeki Yunus Emre Kültür Merkezi’ndeki Lületaşı Müzesi oldu. Bu müzede lületaşından yapılmış çok ilginç eserler vardı ama benim en çok hoşuma giden pipolar oldu. Lületaşından yapılmış hediyelik eşya almak için Atlıhan El Sanatları Çarşısına gittik. Biraz alış verişten sonra şehir turumuza devam ettik. Sıradaki durağımız müzelerin en güzeli olan Anadolu Üniversitesi Cumhuriyet Tarihi Müzesiydi. Bu müzede Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün resimleri, kıyafetleri ve özel eşyaları vardı. Bu müzenin binası daha önceden askerlik şubesi olarak kullanılıyormuş. Belediye başkanı bu binayı müzeye dönüştürmüş.

       Sıradaki durağımız düğün salonu olmaktan son anda kurtulan bir bina. Belediye başkanı insanlar düğünü her yerde yapabilir diyerek bu binayı da tiyatro ve konser salonu yapmış. Yalnız biletler çok pahalı! Sadece 1.00 Türk Lirası… Haftanın belirli günlerinde yeterli maddi imkanı olmayan mahallelerdeki insanları halk otobüsleri ile getirip tiyatro ve konserleri bedava izleme ve dinleme imkanı    sağlıyorlar. Şehir turumuza bir müddet ara verdik ve yemek yedik. Eskişehir’e özgü olan çi börek yedik. Kırım çi börekçisinde bir güzel açlığımızı giderdik. Tekrar şehir turumuza kaldığımız yerden devam ettik. Sıradaki durağımız Kent Park… Bu park şehirlerarası otobüs terminali ve Gökmeydan mahallesi arasında yapılmış çok büyük bir park. Küçük bir deniz görünümü verilmiş. Ayvalıktan getirdikleri kumla bir plaj yapmışlar, deniz tatili yapamayanlar burada yüzüp güneşlenebiliyorlar. Diğer tarafta bir göl içinde çeşit çeşit Japon balıkları var. İnsan gerçekten bu şehre hayran kalıyor. Sıradaki durağımız yine bir park. Şu an yapımı henüz bitmemiş ama bize verilen bilgiler doğrultusunda çok iyi olacağı kesin. Bilim-Sanat ve Kültür Parkı. Bu parkta    bir kalyon var. Bu gemiyi Eskişehir   belediyesi kendi imkanları ile yapmış. Parka insanların rahat gezebilmeleri için raylı sistem kurulmuş. İnsanlar bu küçük trenlerle parkın her tarafını gezebilmekteler.   

         Yavaş yavaş turumuzu bitirmek üzereyiz. Şimdi sırada Porsuk çayı var. Porsuk çayı tam şehrin merkezinden geçiyor. Gelmişken porsuk çayında bir tekne turu yapmamak olmaz. Bu tekneler yine belediyenin kendi imkanlarıyla yapılmış. Biletlerimizi aldık ve kısada olsa eğlenceli bir tekne turu yaptık. Bir cafede    limonata içtik ve gezimizi noktaladık. Bize bu gezi sırasında eşlik eden rehberimize yani Barış Ceylan arkadaşımıza   çok teşekkür ettik. Bize sabahtan akşama kadar hiç yorulmadan yılmadan her yeri detaylarıyla anlattı. Eskişehire verdiği hizmetlerden dolayı belediye başkanı sayın Yılmaz Büyükerşen’i kutluyorum. Diğer belediyelerin de bu şehri ve belediye başkanını örnek almalarını istiyorum. Ayrıca bize bu güzel günü yaşatan Belkıs ablaya çok teşekkür ediyorum.                                                                                                                                                                               

BARI Ş KAPUCU

                                                                          

                                                                                   

    

    

                                                                                                        

                                                                                                                                           

  

--
Ziyaret Sayısı 6700
Design by Svetainių kūrimas

 

2017 Duyurular2016 Duyurular2015 Duyurular2014 Duyurular2013 Duyurular2012 Duyurular2011 Duyurular2010 Duyurular2009 Duyurular2008 Duyurular2007 Duyurular
--www.ypmerkezi.org Telefon: 430 85 21 (Hafta içi 10.00-18.00) Cep: 0 506 220 09 32 Mithatpaşa Cad. 10/13 Yenişehir Ankara Facebook Grubumuz: https://www.facebook.com/groups/12704593500/?fref=ts
Ziyaret Sayısı 157438
Design by Svetainių kūrimas