YAŞANTI PAYLAŞIM MERKEZİ

*İNSANLAR PSİKOLOJİ BİLİMİNİ NE KADAR TANIYOR ?*
 
Giriş
 
Psikoloji gündelik yaşamımıza girmiş bir terimdir. İnsanların kendilerini nasıl hissettiklerinden bahsederken artık onların psikolojilerinden, psikolojik durumlarından söz edilmektedir. Her ne kadar genellikle klinik psikoloji olarak anlaşılıp hastayı ve tedaviyi çağrıştırsa da, psikoloji hemen hemen herkesin kelime haznesi içinde yer almaktadır. Psikoloji dünyayı anlamaya çalışan bilimin birey olarak insanı anlamaya çalışan kısmıdır.  Bu çalışmanın da  amacı, halkın psikoloji bilimine ilişkin bilgi ve tutumlarını  belirlemektir.
 
Bulgular
 
 Araştırmanın örneklemini Ankara’da yaşayan farklı yaşlarda ve farklı eğitim durumlarındaki kadın ve erkekler oluşturmaktadır. Örneklemin %30’u erkek, %70’i kadındır. Eğitim durumu İlkokul, Lise ve Üniversite olmak üzere üç düzeyde incelenmiştir ve ilkokul mezunu olanlar örneklemin   %15’ini, lise mezunu olanlar %20’sini, üniversite mezunu olanlar %65’ini oluşturmaktadır. Veriler SPSS 20 ile değerlendirilmiştir.   Değerlendirme sonuçlarına göre örneklemin aldığı puanlar Tanımıyor, Yetersiz Tanıyor, Tanıyor ve Bilgili olmak üzere dört düzeye ayrılmıştır. Elde edilen veriler eğitim durumu, cinsiyet ve yaş kriterleri göz önüne alınarak incelendiğinde örneklemin Psikoloji Bilimi hakkında bilgi sahibi olmasında eğitim durumunun büyük etkisinin olduğu bulunmuştur. Yapılan saptamalara göre örneklemin %15’i Psikoloji Bilimini tanımıyor, %40’ının Psikoloji Bilimi hakkındaki bilgisi yetersiz, %40’ı tanıyor, %5’i ise Psikoloji Bilimi hakkında bilgi sahibidir.
 
Sonuç
 
Araştırma '' İnsanlar Psikoloji Bilimini ne kadar tanıyor?'' sorusu çerçevesinde yapılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre, ülkemizde Psikoloji Biliminin bilinirliği yetersiz bulunmuştur. Bu konuda hem devlete hem de psikologlara oldukça iş düşmektedir. İnsanlara psikolojiyi tanıtmalı, bu konuda eğitimler verilerek halkın bilinçlendirilmesi sağlanmalı ve  psikologların çalışma alanı genişletilmelidir. Araştırma sonuçlarına göre,  toplumdaki huzursuzlukların ve ruhsal hastalıkların yaygınlaşması ve önüne geçilememesi olasılığına karşı Psikoloji Bilimi ülkemizde hak ettiği yeri bulmalıdır.
 
  Yaşantı Paylaşım Merkezi Gençlik Vakfı
 
    Zeynep Kurt
 
 
*SOKAKTAN SESLER*

İnsanın içinde, yaşadığı dünyaya karşı duyduğu bitimsiz bir merak vardır. Bu merak, varoluşundan bu yana süregelir ve gün gün artar. İnsanoğlunu uzaya çıkaran, karış karış gezdiren, haritalar çizdiren, bilimin, teknolojik gelişmelerin bu günkü hale gelmesini sağlayan şey bu meraktır. İşte bizler de benzer bir merakla çıktık yola. İstedik ki sorularımız cevap bulsun, cevaplarımız bizden sonraki nesillere ışık olsun.

Sizler için sokağı dinledik, kalabalıklara karıştık, notlar aldık… Bilerek ya da farkına varmadan insanlarla aramıza çektiğimiz setleri, çizdiğimiz sınırları ve ördüğümüz kalın duvarları aştık da neler bulduk dersiniz? En çok kendimizi… Duygularımızı, algılarımızı, düşüncelerimizi oluşturan her şey, sokağın ortasında karşıladı bizleri… Sokağın ortası, sanki hayatın merkezi, yaşamlarımızın özüydü.

İnsanın, içinde yaşadığı toplumun çelişkilerinden beslendiğini gördük. Hayata farklı uçlardan tutunduğumuzu, farklı pencerelerden baktığımızı, bizleri böylesine büyülü bir bütünün parçaları yapan şeyin de bu farklılıklar olduğunu gördük. Bin çiçekli bir bahçe gibiydi sokak ve sokağı oluşturan her insan, kendi benzersiz rengiyle bu bahçeye hayat veriyordu. Gündelik yaşamın aktığı, kavgaların, kahkahaların, yer yer isyanın boy gösterdiği sokağın kimliği, onu oluşturan insanın kimliğiyle örtüşüyordu. Sizler de ‘Biz kimiz?’ sorusuna yanıt arayanlardansanız, sorunun yanıtı büyük harflerle SOKAK' tır.

SOKAĞIN NABZI:

Bu bölümde Ankara’nın farklı noktalarında yaptığımız gözlemlerimiz sırasında aldığımız notları ve izlenimlerimizi sizlerle paylaşacağız. Ankara Şehirler Arası Otobüs Terminali, Keçiören, Ulus, Bahçelievler ve Etimesgut ve Altındağ başta olmak üzere birçok farklı mekânda gözümüze, kulağımıza çarpanlar şu şekilde:

ULUS:

Ulus’ta gözlem yapmak, bizlere eski Ankara ile yeni Ankara’yı kıyaslama imkânı sundu. Günden güne modernleşen Ankara’nın geleneği sürdüren, eski motiflerini kaybetmeyen mekânı olan Ulus’ta, hayli renkli görüntüler ve diyaloglara şahit olduk. Bunun paralelinde, gelenekle modernite arasında sıkışıp bocalayan, kimlik arayışı içindeki bir grup insanın karakter, davranış ve sosyal ilişkiler açısından çizdiği profili gözlemledik.

Karşımıza çıkan gençlerin, bireysel problemlerine gömüldüğünü, çevresine gereken duyarlılık ve ilgiyi göstermediğini gördük. Çevre bilinci, sosyal ilişkiler gibi toplumsal yaşamın getirdiği sorumlulukları, kendi çıkarları doğrultusunda değerlendirdikleri sonucuna vardık. Bu gençler ayrıca kendini ifade etme ve iletişim konusunda da problem yaşıyorlardı.

Kadınların genel olarak sokaklarda edilgen olduğunu, iş yaşamı içinde nadir göründüklerini söyleyebiliriz. Genellikle erkek olan ve yaşları 30- 50 yaş aralığında değişen esnaf, geleneksel bir tavırla satış yapıyordu. Bu tavır bizleri çok etkiledi. Alışveriş esnasında satıcının müşterisiyle sohbet ettiğini, iletişimin diğer gözlem noktalarına oranla daha olumlu olduğunu gözlemledik.

BAHÇELİEVLER:

Bahçelievler’deki gözlemlerimiz sırasında pek çok farklı kafeyi ve sokağı dolaştık. Genellikle üniversite öğrencilerinin oluşturduğu kalabalık; sokakta, kafelerde dinamik bir yaşam profili çiziyordu. Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen gençler için bu sokaklar, kültürlerin kaynaştığı alanlar olmasının yanı sıra, farklı görüşlere ve fikir alışverişlerine de ev sahipliği yapıyordu. Bahçelievler’e uğradığınızda bu coşkulu kalabalığa dikkatle bakarsanız, siz de sanat, günlük yaşam, spor, siyaset gibi yaşamın çeşitli alanlarında yapılan güncel sohbetlere rastlayabilir, bu gençlerle farklı dünyaların kapısını aralayabilirsiniz.

AŞTİ (ANKARA ŞEHİRLERARASI OTOBÜS TERMİNALİ):

Bu durak bizlere, yalnızca Ankara’nın değil, Türkiye’nin genel çerçevesi hakkında fikir sahibi olmayı sağladı. AŞTİ’de toplumun her düzey ve kesiminden insana rastladık. Bekleme bölümleri, günlük yaşamın karmaşasında konuşmaya ve paylaşmaya vakit bulamayan insanların etkileşimleri açısından renkli görüntüler meydana getiriyordu. Bu alanlar bizlere insanların boş vakitlerini nasıl değerlendirdiğini görebilme olanağını da sundu.

Gözlemlerimize göre çocuklar ve gençler genel olarak teknolojik aletlerle vakit geçiriyorlar. 5-6 yaşlarında bir kız çocuğunun tablete olan düşkünlüğü, saatlerce telefonuyla ilgilenen iki arkadaş arasındaki iletişim kopukluğu bizleri üzdü. Bunun yanı sıra 40-50’li yaş aralığındaki erkekler, gazete, dergi okuyan grubu oluşturuyorlardı. Gözlemimiz aynı yaş aralığındaki kadınlar için ise; çocuk veya torunlarıyla ilgilendikleri, alışveriş, aile, günlük yaşam sorunları gibi konularda sohbet ettikleri yönünde oldu. 20- 30 yaşları arasındaki grupta kitap okuyan, teknolojik araçlarla vakit geçiren, eğitim konularını tartışan bireylere rastladık.

Sizler de telaşlı koşuşturmaların ortasında kalabalığa kulak verebilirseniz , bu farklılığın bir parçası olduğunuzu rahatça görebilir ve mozaiğin hangi parçası olduğunuza belki bir cevap bulabilirsiniz…

KEÇİÖREN:

Karşımıza çıkan insanlar bize bir düzenin, planlı yaşamın çerçevesini çizdi. Orta yaşlı yahut emekli olmuş insanlarla karşılaştık, etkileşimlerde bulunduk. Buradaki insanlar temiz, bakımlı parklarda spor yapan, çocuklarını, torunlarını gezdiren sakin bir yaşamın üyeleriydiler. Sohbetleri emeklilik, sağlık sorunları, yaşamsal ihtiyaçlar gibi genel konular üzerindeydi. Gözlemlerimiz sırasında rastladığımız bir grup gencin davranışları ise bizlere yaşlıların ve gençlerin saygı konusundaki değer algılarının uyuşmadığını düşündürdü. Aynı şekilde bu semte olan otobüs yolculuğumuz süresinde de benzer sorunların yaşandığı birçok manzara ile karşılaştık ve gençlerin daha duyarlı olmaları, büyüklerin ise daha fazla tahammül göstermeleri gerektiği konusunda hemfikir olduk.

ETİMESGUT:

Etimesgut bizleri, geneli orta gelirli olan insanların arasına ulaştırdı. Burada geçim sıkıntısı yaşamamak adına sürekli telaş ve koşuşturma içerisinde olan insanların davranış ve hareketlerindeki özensizliğini gözlemledik. Yine tahammülsüzlük ve stresin yoğun yaşandığı sokaklardı buralar. Bu özensizlik insanların konuşma dilinden tutun, ortak kullanım alanlarının ruh ve mekân yapısına kadar her şeye yansıyordu. Ortaokul öğrencilerinin ellerinde sigara olması, yine bazı çocukların simit satarak ya da ve ayakkabı boyacılığı yaparak geçim sağlamaya çalışması da bizleri üzdü. Umarız bu çocuklarımız almaları gereken eğitime ve hak ettikleri gibi bir yaşama kavuşurlar.

ALTINDAĞ:

Altındağ bizlere unutulmuş, yüz çevrilmiş bir yer gibi geldi. Bakımsız evlerin yan yana, üst üste dizildiği sokaklarında, yıpranmış insanlara rastladık. Zor yaşam koşullarıyla mücadele eden bölge insanının yüzünde güvensizlik ve haksızlığa uğramışlığın izleri görülüyordu. Çocukların sokaklarda başıboş dolaştığı, gençlerin tedirgin ve hırçın tavırlar sergilediği göze çarpıyordu. Derme çatma evlerin bulunduğu dar sokakların birinde, çamaşır asan bir kadının yıpranmış elleri, yorgun bakışları bizlere; yüz çevirdiğimiz, görmezden geldiğimiz yaşamların en sahici resmini betimledi. Bizler şimdi duyarlılık kapasitemizin kapsama alanı, toplumsal eşitsizlik ve kentin arka sokakları hakkında derin düşüncelere daldık ve başkentin yaşadığımız semtlerden ibaret olmadığını çok net görüyoruz…

Altındağ semti gecekondularla ve hırpalanmış insanlarla dolu. Ankara’yı gerçekten merak ediyorsanız madalyonun ikinci yüzü için mutlaka buraya uğrayın. Burada sokaklarda uçurtma uçuran çocuklara rastlayacak, hayatları iç içe geçmiş, yaşam karşısında hoyrat insanlarla karşılaşacaksınız. Bu mahallelerde gözlem yapmış insanlar olarak eminiz ki sizin de aklınıza şu sorular düşecektir: Bir fanusun içinde mi yaşıyorum? Çağın burjuva yaşamını süren ben miyim?

Radyoda hep aynı frekansı dinliyor, aynı çizgideki kitapları okuyor, aynı TV kanalını izliyor, her sabah aynı gazeteleri alıyorsak eğer, bu bizden farklı yaşayanları ve düşünenleri asla görmeyeceğiz, dolayısıyla da anlayamayacağız demektir. Hep bizim gibi düşünenleri duymak, bize benzeyenlere duyarlı olmak çağın burjuvalığının gereğidir. Yaşamlarımızın dışında kalan bu insanları ötekileştiren bizlerin tutumları olabilir mi? Gözlemlediğimiz uçuruma sebep, acaba bizlerin davranışları ve önyargıları mıdır?

Gezimiz sırasında mahalle kahvelerinden birini de ziyaret ettik. Genelinin emekli ya da işsiz erkeklerin oluşturduğu bu grupla olan sohbetimiz sırasında, siyaset ve maddi zorluklar hakkında düşüncelerini bizlerle paylaşan 30’lu yaşlarındaki genç arkadaşımızın paylaşımları bizler için çok değerliydi. Bu genç, bölge insanının bir çuval kömür ve kapılarına bırakılan yiyecek poşetlerini ölçüt alarak oy verdiklerini belirtirken aynen şu cümleyi kurdu: ‘İhtiyaçla onur arasında kalıyorum. İhtiyacı olduğu için kömür alan insanı anlıyorum, ama oyunu satan adamın onursuzluğunu da aklım almıyor.’

Bizler, farkında olmadan veya bilerek ötelediğimiz bu insanları da aramıza katmadan, asla hayal ettiğimiz ideal toplum düzenini kuramayacağımızın bilincindeyiz. Her birimizin bireysel olarak göstereceği duyarlılık ve bilinç sayesinde de hayatlarımız arasındaki uçurumu en aza indirebileceğimize inanıyoruz.

SOKAĞI DİNLİYORUM:

Bu bölümde sokağın şarkılarına kulak verdik ve sanıyoruz ki en keyifli anılarımız bu gözlemler sırasında yaşadıklarımız oldu. Sokak sanatçıları, onları alkışlayan heyecanlı kalabalık, keyifle gülümseyen insanlar arasında doyasıya eğlendik. Burada cevap aradığımız sorular ise şunlardı: Sokakta müzikle karşılaşmak bizleri nasıl etkiliyor? Müziğin davranışlarımız üzerinde etkisi var mı? Bu sanatçılar neden sokak müziğini tercih ediyorlar? Sokak müziği yapmanın maddi bir getirisi var mı? Tüm bu soruları önce kendi aramızda tartıştık, daha sonra da ilgililere yönelttik ve gezimizden notlar alarak sizler için şu bilgileri edindik:

Sokak müziğinin müzisyenler tarafından tercih edilmesindeki en büyük etken ‘özgürlük’ duygusu yaratması. Bu kişiler kapalı bir mekânda çaldıklarında, kural ve beklentilerin sanatlarını kısıtladığını düşünüyorlar. Bir diğer gerekçe olarak da, daha çok kişiye, toplumun her kesiminden insana ulaşmanın onları memnun etmesini gösteriyorlar. Takım elbisesi ile işten çıkan bir adamın, farklı toplumsal statüdeki bir diğeriyle iletişimini sağladıklarını, yaşamlar arasında köprü olduklarını düşünüyor ve kendilerini sokağın bütünleyen, birleştiren, kaynaştıran bağları olarak görüyorlar.

Maddi kazançları hakkında sorduğumuz sorulara verdikleri yanıtlar ise şöyle: Bu işi maddi getirisi için yapan kişi sayısı yok denilebilecek kadar az. Bazıları bir takım riskleri ek olarak göze aldıklarını ve asla maddi kaygı duymadıklarını özellikle belirtiyor.

Yaptıkları müziğin her kesimden insana hitap ederek halka ulaşmasını, halkın içinden insanlar olmalarına bağlıyor ve şarkı seçimlerinden, enstrüman seçimine kadar yaşadıkları toplumun duygularını yansıttıklarına inanıyorlar.

Müziğin insanlar üzerindeki etkisi üzerine yazılmış makaleleri de sizler için inceledik ve özenle tartıştık. Sayın Özge Gencel’in (Balıkesir Üniversitesi, Necatibey Eğitim Fakültesi, Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü, Müzik Eğitimi Ana Bilim Dalı, Balıkesir) Müzikle Tedavi başlıklı makalesinde belirttiği gibi ‘’Müzik, halk arasındaki anlayışa göre genellikle bir eğlence aracı olarak algılanır. Oysaki müzik, duygu ve düşünceleri seslerle anlatan ya da sesleri düzen ve estetik anlayış içerisinde ifade eden bir sanattır. Müziğin bu özelliği ile sadece bir eğlence aracı olmadığı, insanın ruh, duygu ve düşünce dünyasını da yansıtan bir kavram olduğunun anlaşılması, müziğin insanlar üzerindeki etkileri konusunda birçok bilimsel araştırmaya da olanak sağlar.’’

Bizler de gözlemledik ki sokakta müzikle karşılaşmak, müzikle iç içe olmak, duygu ve davranışlarımız üzerinde hayli etkili. Hepimiz müziğin üzerimizdeki benzer etkilerini her gün fark ediyoruz. Bu yüzden sizlere mutsuz ve yorgun adımlarla evinize dönerken, sokağınızın başında neşeli bir şarkı çalan müzisyenin, gününüzü güzelleştireceği, bir kemençe sesinin ruhunuzda memleket havası estireceği renkli tesadüfler diliyoruz. Bu güzel insanlara cebinizdeki bozukluklardan bırakmayı, daha önemlisi tebessüm etmeyi asla unutmayın…

SOKAKTAN KARELER ve KULAĞIMIZA GELENLER:

Sokaktan kareler başlıklı bu bölümde, sizlerle gözlemlerimiz sırasında çekmiş olduğumuz fotoğraflarımızı paylaşacağız. Bazen ne kadar ustaca anlatılırsa anlatılsın hiçbir kelime, bir fotoğraf karesindeki ayrıntıyı betimlemeye yetmemektedir. Sizlerden bu kareleri dikkatle incelemenizi ve üzerinde bolca düşünmenizi rica ediyoruz. Yola çıkarken, taa en başından kendimize ve size bir soru sormuştuk. Sizleri sokaktan kareler ve diyaloglarla baş başa bırakmadan evvel sorumuzu yeniden soruyoruz: Biz kimiz? Evet, yine başta dediğimiz gibi bu sorunun yanıtı büyük harflerle SOKAK’ta saklıdır. Peki, sizler bu diyaloglar ve fotoğrafları gördükten sonra sokak hakkında neler görecek ve hissedeceksiniz? İyi düşünmeler…

BEŞEVLER DURAĞI:

18 Mart 2014 günü 50’li yaşlarda bir kadın ile Kazak öğrenciler Çanakkale Zaferi hakkında sohbet ediyorlardı. Kadın, öğrencilere kulaktan dolma bilgilerini anlattı. Sonra da ‘ Aziz şehitlerimizin ruhu şad olsun’ dedi ve sözlerini eksik bildiği Çanakkale Türküsü’nü söyledi.

KARANFİL SOKAK:

Arkadaşlarımla kafede otururken 20-25 yaşlarında bir çift samimi görüntüler sergiliyorlardı. Başka bir masada oturan ve çiftten rahatsız olan 30-35 yaşlarındaki iki beyefendi kaba bir dille çifti uyardı. Bunun üzerine sinirlenen çift rahatsız olan beyefendilerin masasına yürüdü. Garsonun araya girmesiyle sakinleştiler. Rahatsız olan beylerin masasına hesabı götüren garson ‘Eğer rahatsız olursanız bize söyleyin.’ diyerek kibar bir şekilde beyefendileri kovdu.

KIZILAY OTOBÜSÜ:

İki yaşlı adam otobüste muhabbet ediyorlardı. Konuşmalarından yeni tanıştıklarını anladık. Kısa boylu ve şişman olanı daha çok dinliyordu. Diğer bazı özel bilgilerini, aile yaşamını yeni tanıştığı bu adama anlattı. Kızı ve damadı arasındaki problemleri, arsa, tapu işleri konularında yaşadıklarını anlatması bizleri şaşırttı. Ankara hakkında sorduğu sorular başka bir şehirden bir iş için geldiğini gösteriyordu. Son olarak konuştuğu adamın numarasını aldı ve bir daha görüşmek üzere vedalaştılar. Fazla konuşmayan ve Ankara’nın yerlisi olan beyefendi tavır ve hareketleri nedeniyle bize pek güvenilir gelmedi.

GÜVENPARK:

Güvenpark’ta 30-35 yaşlarında bir erkek çevresindeki bayanlara laf atarak hiç çekinmeden küfür edebiliyor. İnsanların küçümseme eğilimi gösterdiği Ulus semtinde ise 40 yaşlarında bir erkek tam küfür ederken kendini durdurup ‘Bayan geçiyor’ diyerek küfür etmekten vazgeçiyor… Bu tablo bizi yaptığımız genellemeler ve ön yargılarımız hakkında düşündürdü.

KEÇİÖREN OTOBÜS:

60-65 yaşlarında bir kadın her gün aynı durakta otobüse biniyor. İki gün üst üste birlikte yolculuk yaptığımız bu hanımefendi otobüse binmeden önce şoföre: ‘ Belediye başkanımızdan, başbakanımızdan, cumhurbaşkanımızdan Allah razı olsun’ dedi. Çevresindeki insanlar dikkatle onu süzdüler. Şoför ise umursamaz bir tavırla: ‘Siyaset yapma, burası yeri değil.’ Dedi.

SAKARYA CADDESİ:

Burger King’de otururken arkamdaki masada oturan iki genç kızın konuşmalarına kulak misafiri oldum. Kızlar 20’li yaşlardaydı. Sohbetleri ise telefon üzerineydi. Kızlardan biri iptal etmesine rağmen indirim paketlerine hala kontörünün gitmesinden yakınıyor ve mağdur olduğundan yakınıyordu. Bunun üzerine yanındaki arkadaşı müşteri hizmetlerini aramasını önerdi. Temsilci ile tartışmaya giren kız, tüm paketlerini iptal etmelerini ve artık bu hattı kullanmayacağın ve başka bir operatöre geçeceğini söyledi

KONUR SOKAK:

Bir kafede otururken karşı masada oturan bir grup hanımın konuşması dikkatimi çekti. 30-40 yaşlarında olan bu kadınlar günlük hayat hakkında konuşuyor ve tanıdıkları insanların hayatlarını eleştiriyorlardı. Sohbetin içeriği ise şöyleydi: Bir genç kızın yaptığı hataların sorumlusunun annesi ve ailesi olduğunu söylüyorlardı. Bu konuda uzun bir tartışma yaptılar. Bu sohbet bana şunu düşündürdü: Galiba 40 yaşına da gelse yaptıklarımız ailemizden sorulacak, sorumluluklarımız ailemize yüklenecek.

MİTHAT PAŞA CADDESİ:

Banka kuyruğundan bir konuşma… Konuşan kişiler 50-60 yaşlarında bir grup kadındı. Çocuklarının öğrenim kredilerinden ve çocuklarının öğrenim kredilerini nasıl ödeyeceklerini konuşuyorlardı. Bu konuda kulaktan dolma bilgilere sahip olan biri borcun ödenmediği taktirde eve haciz geleceğini söyleyerek karşısındakini uyardı. Kredi ödemelerinin okulun bitmesinden iki yıl sonra ödenmesi gerektiğini de söyledi.
 
"Sokaktan Sesler"  projemizin fotoğraflarına Facebook adresimizin albümler bölümünden ulaşabilirsiniz.

Yaşantı Paylaşım Merkezi Gençlik Vakfı

Şeyda Dellaloğlu,
 
 
*YURTTAN SESLER*

GİRİŞ:

Öğrenciler üniversite yaşamları boyunca gerek devlet yurtları gerekse özel yurtlardan yararlanmaktadır. Öğrencilerin bu yurtlardan yeterli hizmet alamaması psikolojilerini ve akademik başarılarını etkilemektedir. Yurtların fiziksel şartları, arkadaş ilişkilerindeki düzen, yurt personellerinin öğrencilere yönelik tutumları, bu bireylere verilen hizmetin kalitesi açısından önemlidir. Yurtların niteliği şehirden şehire, binadan binaya farklılık göstermektedir. Bu araştırma yurtlarda yaşayan öğrencilerin karşılaştığı; yurdun fiziksel özellikleri, sosyal ve kişisel kaynaklı sorunlar gibi önemli noktaları dikkate alarak, sorunlar hakkında genel bir tablo oluşturmayı amaçlamıştır. Hazırlanan anket daha önce yurtlarda kalmış ve halen kalmakta olan, kız ve erkek 30 öğrenciye uygulanmıştır.

BULGULAR:

Ankete katılan öğrenciler çoğunlukla 6 ve 8 kişilik odalarda kalıyor. Kişi sayısından memnuniyet ise ‘Yurda gelmeden önce kendinize ait bir odanız var mıydı? Varsa kardeşlerinizle birlikte mi kalıyordunuz?’ sorularına verilen yanıtlara göre farklılık gösteriyor. Daha önce kendine ait odası olan öğrenciler yurtlardaki kişi sayısından daha fazla rahatsızlık duyarken, kendine ait odası olmayan ya da odasını kardeşleriyle paylaşan öğrenciler bu alanda daha az sorun yaşıyorlar. Odanın fiziksel şartları ile ilgili sorulara verilen cevaplar ise genelde olumsuz yönde. Öğrenciler odaların küçük ve dar olduğunu, kişi başına düşen alanın yetersiz olduğunu belirtiyor. Bunun yanı sıra dolapların niteliklerinden de memnun değiller. Bir kısmı küçüklüğünden şikâyet ederken bir kısmı ayakkabılarını koyacağı ayrı bir bölmenin olmamasından şikâyetçi. Bulgulara göre yurtlarda baza sistemi henüz yaygınlaştırılamamış. Çoğunluk ranzada kaldığını belirtiyor. Merdiven, korumalık gibi ranzanın niteliği ve güvenliği ile ilgili önlemlerse büyük ölçüde alınmış.

Öğrenciler tuvalet ve banyoların katlarda yaşayan kişi sayısına yetersiz olduğu görüşünde. Büyük bir çoğunluk, gerekli temizlik araç gereçlerinin bulunmadığını, hijyen açısından da koşullardan memnun olmadığını belirtiyor. Ütü, çamaşır, kişisel bakım gibi öğrenciler için düzenlenen odaların nitelikleri hakkında sorduğumuz sorulara da olumsuz cevaplar aldık. Öğrenciler çamaşır odalarının havasız olduğunu, bu yüzden de eşyalarının koku yaptığını söylüyor. Azınlıkta kalan diğer kısım ise çamaşır kurutma odalarının olmadığını, kurutma işlemi için koridorlarda çamaşır askılıklarını kullanmak zorunda kaldığını belirtiyor. Mesleki becerilere yönelik çalışma alanları ise çoğu yurtta mevcut değil. Mevcut olan bazı yurtlarda ise bu odalar kilitli tutulduğu için ihtiyaç duyulduğunda kullanılamıyor. Öğrencilere yönelttiğimiz ‘Yurtta yaşadığınız bir anınızı paylaşır mısınız?’ sorusu üzerine bir öğrencinin paylaştığı anı bu konunun önemine dikkat çekiyor. Müzik öğretmenliği okuyan bu öğrenci yan flüt çalışabileceği bir ortama ihtiyaç duyuyor. Bunun için yurt müdürü ile görüşüyor. Yurt müdürü ona özel bir oda açma imkânı olmadığını söyleyerek onu odadan kovunca o da çareyi ütü odasını bu iş için kullanmakta buluyor. Ama çevre odalardan tepki aldığı için orada da çalışamıyor. Son olarak bahçede çalışmaya karar veriyor. Ama bu denemesi de bir başkasının pencereden sert bir dille rahatsız olduğunu söylemesiyle, hüsranla sonuçlanıyor. Öğrenci bu olayın akademik performansını ve psikolojisini olumsuz etkilediği görüşünde.

Öğrencilerden alınan cevaplar ışığında diğer alanlarda da şu sonuçlara ulaştık; fiziksel yetersizliği olan bireylerin yaşamını kolaylaştıracak düzenlemeler yetersiz. Asansörler güvenli ama yeterli kişiye hizmet vermiyor. Öğrenciler yurtta nevresim, yastık, battaniye gibi ihtiyaçlarının yeterli düzeyde karşılandığını belirtirken, yurda giriş ve çıkış saatlerinin erken olmasından rahatsızlar. Giriş çıkış saatlerinin sosyal hayatlarını kısıtladığını, tiyatro, sinema gibi kültürel etkinliklere katılmalarını engellediğini düşünüyorlar. Yurt temizliğine katkıda bulunduklarını, yemekhane hijyenini ve yemek çeşitlerini yeterli bulduklarını, yemek saatlerinde sıcak yemeğe ulaşabildiklerini fakat yemek fişlerinin sağlıklı beslenme için yeterli olmadığını, bunun yanında internet, sıcak su gibi hizmetlerden de memnun olduklarını söylüyorlar.

‘Birinci öğretim ve ikinci öğretim öğrencileri aynı odada kalıyor mu?’ sorusuna evet cevabı verenler, genel olarak bu durumdan rahatsız olduklarını belirtiyor. Şikâyetleri arasında ise şunlar var; uyku-ışığın kapatılma saatleri, gürültü, havalandırma problemi. Öğrencilerin çoğunluğu yurt personelinden memnun. Memnun olmayanlar ise yurtlarında daha ılımlı, güler yüzlü personeller görmek istiyor. Yurtlarda sosyal etkinlikler yeterli düzeyde mevcut ama öğrenciler bu etkinliklere katılmayı tercih etmiyor. Gerekçe olarak da bu etkinliklerin niteliklerinin beklentilerini karşılamamasını gösteriyorlar.

En çok problem yaşanan durum ise yurtlardaki sosyal uyum. Öğrencilerin büyük çoğunluğu oda arkadaşlarıyla sorun yaşıyor. Sık karşılaşılan sorunlar ise şunlar; temizlik, ses, ışık, dağınıklık, gereksiz konuşmalardan rahatsızlık duyma, odada gruplaşma, saygısız tavırlar, düşüncesizce yapılan davranışlar, hoşgörü eksikliği, kişisel problemler. Ayrıca öğrenciler sadece kendi odalarından değil çevre odalardan da benzer şikâyetlerle rahatsızlıklarını dile getiriyorlar. Sosyal uyumda güçlük çeken öğrencilerin yararlanabilmeleri için yurtlarda bulunan rehberlik servislerini öğrencilere sorduk. Aldığımız yanıtlar ‘hayır’ ve ‘bilmiyorum’ yönünde oldu. Rehberlik servislerinin gerekli tanıtım ve hizmeti vermediği sonucuna ulaştık. Rehberlik servisinden haberdar olan öğrenciler de daha önce hiç kullanmadıklarını söylüyorlar. Öğrencilerin yabancı uyruklu öğrencilerle iletişimi ise genel olarak iyi. Belirgin problem yaşayan birkaç öğrenci ise yabancı uyruklu öğrencilerin uyum konusunda onlara göre daha fazla zorluk yaşadığını, bu problemlerini kendilerine de yansıttıklarını belirtiyor.

Yurtlar öğrencilerin beklentilerini karşılamıyor. Öğrencilere ‘Ailenizden ayrılıp yurda ilk geldiğinizde neler hissettiniz?’ diye sorduk, aldığımız cevaplar; kaygı, yalnızlık, kalabalıktan bunalma, boşlukta hissetmek, korku, ağlama, terkedilme hissi, üzüntü, özlem. Bazı öğrenciler de daha önceki deneyimleri nedeniyle bu durumun onları olumlu ya da olumsuz etkilemediğini belirtiyorlar. Yurtta kalmanın sosyal iletişim açısından kayıpları için aldığımız cevaplarsa şöyle; güvensizlik, tahammülsüzlük, birlikte yaşamanın zorluğu, gündemden uzak kalma, sosyal yaşamın kısıtlanması, kişisel alanın kısıtlanması-yalnız kalamama, bıkkınlık. Sosyal yaşam için kazanımlarını sorduğumuzda genelde aynı cevabı aldık. Öğrenciler en samimi dostluklarını bu yurt ortamında kurduklarını, çok iyi arkadaşlar kazandıklarını belirtiyorlar. Diğerleri de bu soruya paylaşma ve zorluklara birlikte göğüs germe, birlikte yaşamayı öğrenme, farklı diller ve kültürlerle tanışma vb. cevaplar verdiler. Yine bir öğrenciden yurtta yaşadığı bir anısını bizimle paylaşmasını istediğimizde, arkadaşlarıyla akşamları yaptıkları çay saatlerinin ona aile sıcaklığını hissettirdiğini, samimi sohbetler ettiklerini, bunun onu çok mutlu ettiğini söyledi. Bir başka öğrenci hasta olduğunda ona ıhlamur yapan oda arkadaşının ilgisinden duyduğu mutluluğu anlatırken, su ısıtıcısında yapılan makarnalar, kısırlar da gülümseyerek hatırlanan ve bizimle paylaşılan anılar arasında. Kötü anılar ise kayıp eşyalar, anlaşmazlık sonucu çıkan kavgalar, ilk gün yaşanan hayal kırıklığı, temizlik gibi konuları kapsıyor.

SONUÇ:

Anketimizde bizler için en önemli soru ‘Yurtta kendinizi değerli hissediyor musunuz?’ sorusuydu. Öğrencilerinin sorulara verdikleri cevapları ve yurt yaşantılarını gözden geçirmeleri için bu soruyu son kısma koyduk. Bu soruya çoğunluğun verdiği cevap ise kısmen oldu. Yurtlarımızın olumlu ve olumsuz birçok özelliği var. Öğrenciler bu yurtlarda gerek kazanç gerekse kayıp olmak üzere tecrübeler ediniyorlar. Bizim görüşümüz bir öğrencinin kişisel saygısını kazanabilmesi, toplumsal yaşama uyumu, akademik başarı ve ruhsal durumunun iyileştirilebilmesi için öncelik şartların iyileştirilmesidir. Yaşadığı yerde olumlu muamele görmeyen, insanca şartlarda hayatını sürdürmeyen bireyden kendini değerli hissetmesi beklenemez. Bu anketimizin yetkililerin dikkatini çekmesini ve belirlenen sorunlara eğilip ve çözüm yolları üretmelerini bekliyoruz.

Yaşantı Paylaşım Merkezi Gençlik Vakfı
 
Şeyda Dellaloğlu,
2017 Duyurular2016 Duyurular2015 Duyurular2014 Duyurular2013 Duyurular2012 Duyurular2011 Duyurular2010 Duyurular2009 Duyurular2008 Duyurular2007 Duyurular
--www.ypmerkezi.org Telefon: 430 85 21 (Hafta içi 10.00-18.00) Cep: 0 506 220 09 32 Mithatpaşa Cad. 10/13 Yenişehir Ankara Facebook Grubumuz: https://www.facebook.com/groups/12704593500/?fref=ts
Ziyaret Sayısı 157439
Design by Svetainių kūrimas